2.02.2015

                                 STRES VE ETKİLERİ                                                     
              Herkes stres yaşar ve bunu genelde basit tanımlarla açıklarız; “hayatın zorlukları karşısında psikolojimizin bozulması” olarak tanımlarız halbuki asıl tanımı: hayatımızda olup bitenlere karşı vücudumuzun gösterdiği tepkilerin bütünüdür. Selye (1956), stres konusuyla ilgilenen öncü bilim adamlarındandır ve stresi, "vücuda yüklenilen herhangi bir özel olamayan isteme karşı, vücudun tepkisi" olarak tanımlamaktadır. Cüceloğlu’na göre, stres, "bireyin fizik ve sosyal çevredeki uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayrettir" (Cüceloğlu, 1994: 321). Yani stresi nasıl tanımlarsak tanımlayalım, stres gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir. Bütünüyle kurtulmak mümkün değildir ve stresle yaşamayı öğrenmeli, stresli durumlarla nasıl başa çıkacağımızı bilmemiz gerekir. Bir iyi stres bir de kötü stres vardır. İyi stres bazı durumlarda bizi motive eder, örneğin yıllardır buluşmadığınız bir yakın arkadaşınızla buluşurken kendinizi iyi hissedersiniz. Kötü stres zamanlarında da aynı bedensel tepkileri gösteriyor olsak da duygularımız farklıdır. Aslında yaşadığımız bütün olaylar nötrdür. Strese yol açan şey, olaylarla ve onlara gösterdiğimiz tepkiler ile başa çıkamamamızdır.                                                     
           En büyük stresi, içine düştüğümüz durumu kontrol etmek, etkilemek ya da değiştirmek için kendimizi güçsüz hissettiğimizde ya da böyle olduğuna inandığımızda; yani kontrol altına almaya hazırlıklı olmadığımız, beklenmedik bir durumla karşılaştığımızda duyarız. Stresin dört temel kaynağı vardır: çevresel etkenler(Hava ve yol durumu gibi), toplumsal stres etkenleri(Zamanında yetiştirilmesi gereken işler, ödenmesi gereken borçlar gibi), fizyolojik etkenler(Yaşlanma, kötü beslenme gibi) ve kendi düşüncelerimiz. Kişilik tipleri de insanları strese yaklaştıran diğer faktördür. Kişilik tiplerinden bahsedecek olursak: A tipi davranış özellikleri genellikle acele konuşmak, diğer insanlar konuşurken acele etmek, hızlı yemek, sırada beklemekten nefret etmek, asla bir şeye yetişmek durumunda olmamak, zamanın elverdiğinden daha fazla etkinlikle dolu bir programa sahip olmak, zamanı boşa harcamaktan nefret etmek, aynı anda bir çok şeyi yapmaya çalışmak, çok yavaş insanlara karşı sabırsızlık, dinlenme, dostluk veya zevk verici şeyler için çok az zaman ayırmaktır. Örgütlerin çoğu A tipi davranışlar gösteren kişileri ödüllendirmekte ve kendi yöneticilerinden A tipi davranış modellerini benimsemelerini beklemektedir. Bu nedenle de örgütlerdeki pek çok birey, fiziksel ve zihinsel sağlığı pahasına bu özellikleri göstermektedir (Pehlivan, 1995). B tipi davranış özelliği gösteren bireyler, A tipindeki bireylerin tam tersidir. B tipi insanlar, katı kurallardan arınmış ve esnektirler. Zamanı sorun etmezler, rahat ve sabırlıdırlar. Başarı konusunda aşırı hırslı değildirler. Kolay kolay sinirlenmez ve tedirgin olmazlar. Yaptıkları işten zevk almayı bilirler. İşleriyle ilgili rahatlıkları onlara suçluluk duygusu vermez, sakin ve düzenli çalışırlar. B tipi birey, A tipi bireyin tersine kolay yaşayan bir tiptir. Oldukça açık ve rahattırlar. Zamanla pek ilgilenmezler. Başarı onlara pek fazla bir şey vermez. Başkaları ile yarışa girmezler. Konuşmaları bile daha rahat ve sakin bir tondadır. B tipi birey, kendisinden ve çevresinden emin bir tiptir (Pehlivan, 2000). Örgütlerde çalışan bireyler, A ve B tipinin özelliklerini karışık olarak da taşıyabilirler. Bu tip bireylere karma tip denmektedir. Ancak önemli olan, bireyin hangi tipin özelliklerine daha yakın davranışlar sergilediğidir. Amaç, işgörenlerin kendisine zarar vermeden, işle ve iş ortamındaki diğer insanlarla barışık bir biçimde çalışmasını sağlamaktır (Pehlivan, 2000). Analizlere göre A tipi kişilik B tipi kişiliğe oranla strese daha kolay yakalanır. B tipi kişiliğin rahat tavırları stresten uzaktır. Ama sonuçta karma kişiliğe sahip olmak her zaman daha iyidir.
            Yaşadığınız anlardaki olayları nasıl yorumladığınız sizi strese götüren en büyük etkendir. Örneğin: yöneticinizin sevimsiz bir bakışını “yaptığım işi beğenmiyor” diye yorumlayabilirsiniz ancak o bakışı yorgunluk belirtisi olarak görürseniz stres duymazsanız. Sonuç olarak olaylara karşı düşüncelerinizi iyi belirlemelisiniz.
            Beden, stres ile karşılaştığında tepkisini 3 aşamada gerçekleştirir. Bunlar: alarm aşaması, direnme aşaması ve tükenme aşamasıdır. Alarm aşaması, stres ile karşılaştığımız ilk andır ve bedenimiz “savaş ya da kaç tepkisi” gösterir. Bu durum kalp atışlarının hızlanması, tansiyonun yükselmesi, solunumun hızlanması ve ani adrenalin salgılanması biçiminde gelişir. Direnme aşaması, stres kaynağına uyum sağlanırsa her şey normale döner. Bu aşamada kaybedilen enerji, yeniden kazanılmaya ve bedendeki tahribat giderilmeye çalışılır. Tükenme aşaması, eğer stres kaynağı ile başa çıkılamaz ve uyum sağlanamaz ise, fiziksel kaynaklar kullanılamaz ve bu aşamaya geçilir. Zihin, göz korkutucu bir durum algıladığı sürece, vücut uyarılmış olarak kalır ve stresle ilgili hastalıklar ortaya çıkabilir. Sözgelimi, süreğen stres, kimi insanlarda kas gerginliğine, yorgunluğa, hipertansiyona, migrene, ülserlere ya da süreğen ishale neden olabilir.
            Stres tepkilerini oluşturan beyniniz bu tepkileri ortadan da kaldırabilir. Bireysel olarak kullanılan bazı stratejiler, stresle başa çıkmada çok gerekli ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu stratejilerin ortak yönü, hemen hemen tümünün kişisel alışkanlıklar ile fiziksel, psikolojik ve davranışsal yapıların kontrol altına alınmasını öngörmeleridir. Böylece bedende başlayan ve zararlı olan stres tepkisi karşı önlemler alınarak etkisiz kılınmaya çalışılmaktadır. Bireysel olarak stresle başa çıkmada, bedensel hareketler (egzersiz), solunum egzersizi, meditasyon, biyo feedback (biyolojik dönüt), gevşeme (relaxation), beslenme ve diyet, toplumsal destek alma, sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere katılma, masaj, dua ve ibadet, zaman yönetimi gibi teknikler yararlı olabilir (Pehlivan, 1995). Ayrıca, çevrenizde olup bitenler hakkında düşüncelerinizi değiştirebilir gösterdiğiniz tepkileri değiştirebilirsiniz, zihninizi rahatsız eden duyguların sorumluluğunu alabilirsiniz, stres yaratan durumlardan mümkün olduğunca uzak durmayı seçebilirsiniz, içinize huzur verecek etkinlikler yapabilirsiniz.
           Sonuç olarak stres içinde bulunduğunuz durumu yorumlamakla başlar. Önce “Başıma gelebilecek en kötü şey ne?” sorusuna yanıt verip, stres hissettiğiniz zamanlarda bunu düşünerek karşınızdaki durumun o kadar da kötü olmadığını anlamak sizi rahatlatabilir. Stres tepkilerinizin neler olduğunu ve bunları hangi koşullarda hissettiğinizi bilmek, özyönetim sürecinin başlangıcıdır. Yani kendimizi motive etmeli, özyönetimimizi geliştirmeli, stresle başa çıkmaya çalışmalıyız. Yukarda belirttiğim gibi stres, uzun dönemde bedenimizi ele geçirirken sağlığımızı dahi elimizden alabilir. Stres yönetimine önem vermeli, hatta gerekirse bu konuda yardımcı olacak bir psikologa danışabiliriz.

                                                              KAYNAKÇA
            KİTAP
            Weiss, D. H. (1993). Stres Kontrolü. (D. Şahiner, Çev.) İstanbul: Rota Yayın Tanıtım
            Köroğlu, Prof. Dr. E. (2012). Klinik Psikiyatri. Ankara: HYB Basım Yayın.
        Cüceloğlu, D. (1994). İnsan ve Davranışı. Psikolojinin Temel Kavramları. İstanbul: Remzi Kitabevi
            Pehlivan, İ. (1995) Yönetimde Stres Kaynakları. Ankara: Pegem Yayınları
            Pehlivan, İ. (2000) İş Yaşamında Stres. 1. Baskı. Ankara: Pegem Yayınları
            MAKALE

GÜÇLÜ, Nezahat (2001); “Stres Yönetimi”, G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt: 21, Sayı:1, 91-109

0 yorum:

Yorum Gönder

Sayfalar

© 2015-2016 Gülsen Reyhan. Tüm hakları saklıdır. All rights are reserved.. Blogger tarafından desteklenmektedir.

© 2011 Gulsen Reyhan, AllRightsReserved.

Designed by ScreenWritersArena