STRES VE ETKİLERİ
Herkes stres yaşar ve
bunu genelde basit tanımlarla açıklarız; “hayatın zorlukları karşısında
psikolojimizin bozulması” olarak tanımlarız halbuki asıl tanımı: hayatımızda
olup bitenlere karşı vücudumuzun gösterdiği tepkilerin bütünüdür. Selye (1956),
stres konusuyla ilgilenen öncü bilim adamlarındandır ve stresi, "vücuda
yüklenilen herhangi bir özel olamayan isteme karşı, vücudun tepkisi"
olarak tanımlamaktadır. Cüceloğlu’na göre, stres, "bireyin fizik ve sosyal
çevredeki uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının
ötesinde harcadığı gayrettir" (Cüceloğlu, 1994: 321). Yani stresi nasıl
tanımlarsak tanımlayalım, stres gündelik yaşamın bir parçası haline gelmiştir.
Bütünüyle kurtulmak mümkün değildir ve stresle yaşamayı öğrenmeli, stresli
durumlarla nasıl başa çıkacağımızı bilmemiz gerekir. Bir iyi stres bir de kötü
stres vardır. İyi stres bazı durumlarda bizi motive eder, örneğin yıllardır
buluşmadığınız bir yakın arkadaşınızla buluşurken kendinizi iyi hissedersiniz.
Kötü stres zamanlarında da aynı bedensel tepkileri gösteriyor olsak da
duygularımız farklıdır. Aslında yaşadığımız bütün olaylar nötrdür. Strese yol
açan şey, olaylarla ve onlara gösterdiğimiz tepkiler ile başa çıkamamamızdır.
En büyük stresi, içine düştüğümüz
durumu kontrol etmek, etkilemek ya da değiştirmek için kendimizi güçsüz
hissettiğimizde ya da böyle olduğuna inandığımızda; yani kontrol altına almaya
hazırlıklı olmadığımız, beklenmedik bir durumla karşılaştığımızda duyarız.
Stresin dört temel kaynağı vardır: çevresel etkenler(Hava ve yol durumu gibi),
toplumsal stres etkenleri(Zamanında yetiştirilmesi gereken işler, ödenmesi
gereken borçlar gibi), fizyolojik etkenler(Yaşlanma, kötü beslenme gibi) ve
kendi düşüncelerimiz. Kişilik tipleri de insanları strese yaklaştıran diğer
faktördür. Kişilik tiplerinden bahsedecek olursak: A tipi davranış özellikleri
genellikle acele konuşmak, diğer insanlar konuşurken acele etmek, hızlı yemek,
sırada beklemekten nefret etmek, asla bir şeye yetişmek durumunda olmamak,
zamanın elverdiğinden daha fazla etkinlikle dolu bir programa sahip olmak,
zamanı boşa harcamaktan nefret etmek, aynı anda bir çok şeyi yapmaya çalışmak,
çok yavaş insanlara karşı sabırsızlık, dinlenme, dostluk veya zevk verici
şeyler için çok az zaman ayırmaktır. Örgütlerin çoğu A tipi davranışlar
gösteren kişileri ödüllendirmekte ve kendi yöneticilerinden A tipi davranış
modellerini benimsemelerini beklemektedir. Bu nedenle de örgütlerdeki pek çok
birey, fiziksel ve zihinsel sağlığı pahasına bu özellikleri göstermektedir
(Pehlivan, 1995). B tipi
davranış özelliği gösteren bireyler, A tipindeki bireylerin tam tersidir. B
tipi insanlar, katı
kurallardan arınmış ve esnektirler. Zamanı sorun etmezler, rahat ve sabırlıdırlar.
Başarı konusunda
aşırı hırslı değildirler. Kolay kolay sinirlenmez ve tedirgin olmazlar.
Yaptıkları işten zevk
almayı bilirler. İşleriyle ilgili rahatlıkları onlara suçluluk duygusu vermez,
sakin ve düzenli
çalışırlar. B tipi birey, A tipi bireyin tersine kolay yaşayan bir tiptir.
Oldukça açık ve
rahattırlar. Zamanla pek ilgilenmezler. Başarı onlara pek fazla bir şey vermez.
Başkaları ile yarışa
girmezler. Konuşmaları bile daha rahat ve sakin bir tondadır. B tipi birey, kendisinden
ve çevresinden emin bir tiptir (Pehlivan, 2000). Örgütlerde
çalışan bireyler, A ve B tipinin özelliklerini karışık olarak da
taşıyabilirler. Bu tip
bireylere karma tip denmektedir. Ancak önemli olan, bireyin hangi tipin
özelliklerine daha yakın
davranışlar sergilediğidir. Amaç, işgörenlerin kendisine zarar vermeden, işle
ve iş
ortamındaki diğer insanlarla barışık bir biçimde çalışmasını sağlamaktır
(Pehlivan, 2000). Analizlere göre A tipi kişilik B tipi kişiliğe oranla strese
daha kolay yakalanır. B tipi kişiliğin rahat tavırları stresten uzaktır. Ama
sonuçta karma kişiliğe sahip olmak her zaman daha iyidir.
Yaşadığınız anlardaki olayları
nasıl yorumladığınız sizi strese götüren en büyük etkendir. Örneğin:
yöneticinizin sevimsiz bir bakışını “yaptığım işi beğenmiyor” diye
yorumlayabilirsiniz ancak o bakışı yorgunluk belirtisi olarak görürseniz stres
duymazsanız. Sonuç olarak olaylara karşı düşüncelerinizi iyi belirlemelisiniz.
Beden, stres ile karşılaştığında
tepkisini 3 aşamada gerçekleştirir. Bunlar: alarm aşaması, direnme aşaması ve
tükenme aşamasıdır. Alarm aşaması, stres ile karşılaştığımız ilk andır ve
bedenimiz “savaş ya da kaç tepkisi” gösterir. Bu durum kalp atışlarının
hızlanması, tansiyonun
yükselmesi, solunumun hızlanması ve ani adrenalin salgılanması biçiminde
gelişir. Direnme aşaması, stres kaynağına uyum sağlanırsa her şey normale
döner. Bu aşamada kaybedilen enerji, yeniden kazanılmaya ve bedendeki tahribat
giderilmeye çalışılır. Tükenme aşaması, eğer stres kaynağı ile başa çıkılamaz ve
uyum sağlanamaz ise, fiziksel kaynaklar kullanılamaz
ve bu aşamaya geçilir. Zihin, göz korkutucu bir durum algıladığı sürece, vücut
uyarılmış olarak kalır ve stresle ilgili hastalıklar ortaya çıkabilir.
Sözgelimi, süreğen stres, kimi insanlarda kas gerginliğine, yorgunluğa,
hipertansiyona, migrene, ülserlere ya da süreğen ishale neden olabilir.
Stres tepkilerini oluşturan
beyniniz bu tepkileri ortadan da kaldırabilir. Bireysel olarak kullanılan bazı
stratejiler, stresle başa çıkmada çok gerekli ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu stratejilerin ortak yönü, hemen hemen tümünün kişisel alışkanlıklar ile
fiziksel, psikolojik ve davranışsal yapıların kontrol altına alınmasını
öngörmeleridir. Böylece bedende başlayan ve zararlı olan stres tepkisi karşı önlemler
alınarak etkisiz kılınmaya çalışılmaktadır. Bireysel olarak stresle başa
çıkmada, bedensel hareketler (egzersiz), solunum egzersizi, meditasyon, biyo
feedback (biyolojik dönüt), gevşeme (relaxation), beslenme ve diyet, toplumsal
destek alma, sosyal, kültürel ve sportif etkinliklere katılma, masaj, dua ve
ibadet, zaman yönetimi gibi teknikler yararlı olabilir (Pehlivan, 1995).
Ayrıca, çevrenizde olup bitenler hakkında düşüncelerinizi değiştirebilir gösterdiğiniz tepkileri değiştirebilirsiniz, zihninizi rahatsız eden duyguların
sorumluluğunu alabilirsiniz, stres yaratan durumlardan mümkün olduğunca uzak
durmayı seçebilirsiniz, içinize huzur verecek etkinlikler yapabilirsiniz.
Sonuç olarak
stres içinde bulunduğunuz durumu yorumlamakla başlar. Önce “Başıma gelebilecek
en kötü şey ne?” sorusuna yanıt verip, stres hissettiğiniz zamanlarda bunu
düşünerek karşınızdaki durumun o kadar da kötü olmadığını anlamak sizi rahatlatabilir.
Stres tepkilerinizin neler olduğunu ve bunları hangi koşullarda hissettiğinizi
bilmek, özyönetim sürecinin başlangıcıdır. Yani kendimizi motive etmeli,
özyönetimimizi geliştirmeli, stresle başa çıkmaya çalışmalıyız. Yukarda
belirttiğim gibi stres, uzun dönemde bedenimizi ele geçirirken sağlığımızı dahi
elimizden alabilir. Stres yönetimine önem vermeli, hatta gerekirse bu konuda
yardımcı olacak bir psikologa danışabiliriz.
KAYNAKÇA
KİTAP
Weiss, D. H. (1993). Stres
Kontrolü. (D. Şahiner, Çev.) İstanbul: Rota Yayın Tanıtım
Köroğlu, Prof. Dr. E. (2012).
Klinik Psikiyatri. Ankara: HYB Basım Yayın.
Cüceloğlu, D. (1994). İnsan ve
Davranışı. Psikolojinin Temel Kavramları. İstanbul: Remzi Kitabevi
Pehlivan, İ. (1995) Yönetimde Stres
Kaynakları. Ankara: Pegem Yayınları
Pehlivan, İ. (2000) İş Yaşamında
Stres. 1. Baskı. Ankara: Pegem Yayınları
MAKALE
GÜÇLÜ,
Nezahat (2001); “Stres Yönetimi”, G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt: 21,
Sayı:1, 91-109
0 yorum:
Yorum Gönder